******** DURAĞAN KÜLTÜR VE TANITIM SİTESİ *********
Son Değirmenler...
FacebookGoogle könyvjelzőTwitterJP-Bookmark
Perşembe, 14 Mayıs 2009 11:42

Son Değirmenler

Durağan…Her köşesi  anlam dolu bir garip ilçe..Terk edilmiş,  kaderine bırakılmış talihsiz şehir..Yalnızlıkların adı olmuş adeta..Yitik şehir yani..Çok efsuni bir havası var buranın.Çok ürkütücü..Ve bir o kadar da kasvetli..Ama yalnızlığın kasveti bu..Küre dağları arasına sıkışmış, orada kalmış  ve artık esrarengiz bir hal almış    “küçük”  ilçe Durağan..

 

 

 

 

Ona küçük demeye  dilim varmıyor..Hele ondan nefret etmeye vicdanım hiç yanaşmıyor..Ve bilakis onun bu yalnızlık ruhu,  terk edilmeyi hak etmeyen  zenginliği, dağlarında gizlenmiş tarihi, köylerinde saklı kalan filmlik hikayeleri beni daha bir kendine çekiyor..bulduğum hiçbir boşluğu evde pöh pöh oturarak geçirmek istemiyorum..Hele ki o değerli saatleri kahvehane köşelerinde harcamayı ömürden  ödünç verilen saatler olarak görüyorum..

O dağlardaki acı dolu hayatlar bir yardım eli beklerken,bizim sesimizi de duyacak hiç kimse yok mu derken bizlerin  kahvehane  köşelerinde  vakit geçirmemizi vicdanım kabul etmiyor..Ve bu tatilimi de yine  Durağanın merkeze   yakın Kemerbahçe köyünü ve oradaki su değirmenini görmeye ayırıyorum..

 

 

 

 

 

Öyle böyle derken vakit öğlen olmuş ve hava da kapalı idi..Yani fotoğraflık bir hava yoktu.Ancak zaten benim  şimdiki amacım da  sadece belgelemekti.Tarihe bir not düşmekti..Ve belki de bundan bir sene sonra tamamen  kalıntıları kalmış olacak olan  yılların  un değirmenini çekmekti.Sadece çekmek...Neyle karşılaşacağımı bilmeden yanıma fotoğrafını çekerek belgelemek için 10 kg kadar öğütülecek mısır da aldım ve  çoluk çocuk  Kemerbahçe köyüne gittik.

 

Kemerbahçe  Altınkaya  Barajının  Durağana ulaşan  son sınırında, kendisini Dedemin Tepesine dayamış, güneye bakan , diğer köylere  göre gayet  düzgün yapılı evleri olan, ancak  çok engebeli bir mevkiye kurulmuş aşağı yukarı 60-70 haneli bir köy..Artık sonbahar mevsimiznde olduğumuz için oraya gittiğimde   köyü tamamen  donatan ceviz ağaçlarının  sarı renkeleri ile karşılandım..

 

 

 

Gittim..Gittim  ama  değirmeni soracak hiç kimse bulamadım..Arabadan indim şöyle köyün içine doğru yürüdüm..Etraf çok sessiz ve çok sakindi.Ne bacalardan duman tütüyor ne çocuk sesleri var ve ne de bir insan..Yapayalnız bir köy.Tamamen  hayalet evlerden oluşmuş.Tarihi Terelek Kayalıklarının dibinde kurulu  bu köy benim bildiğime göre bu kadar da göçe maruz kalmış değildi..Onun için ümitle yürüdüm..Derken nihayet bir teyze ile karşılaştık.evinin önüne 24 ayar altın sarısı  mısır koçanlarını asmış bu teyzeye değirmeni sordum..Tarif etti sağolsun.Ancak   bulacağamı sanmıyordum.aksi gibi bu köyde öğrencilerim de vardı ancak onlardan da hiç biri  görünmüyordu..

 

 

 

 

Teyzeye teşekkür edip tarif ettiği tarafa doğru gittim.Orad yoö ayrımında rabayı durdurup sağa sola bakarken aşağıdan yukarı bir traktör geldi..Durdular.İnip selamlaştıktan sonra onlara derdimi anlattım.Tabi önce  şaşırdılar.Bu bölgeye bir çok hazine avcısı geldiği için bir an beni de onlardan zannettiler.Ancak içlerinden birisi örenci velisiydi ve o beni tanıdı.Onun sayesinde içlerinden Arif Amca  gel hocam  diyerek koluma girdi..

 

 

 

Arif amca..Hikayesi apayrı bir yazı dizisi  olacak kadar  dert dolu, bilgi dolu, adam gibi adam Arif amca..Önme geçiyor ben onun peşine taklıyorum..Uzak değil diyor..yukarı doğru   yarıjm kıvrılan bir yoldan  geçip sola doğru sapıyoruz..Bir yandan da Arif amca ile  konuşuyorum..

 

Hoca efendi diyor bu köyde 7-8 tane   değirmen vardı..Şimdi bir tane kaldı.Benim de vardı..ama  şimdi yok..”Neden”  diye soruyorum cevaplıyor..”Sular çekildi hoca efendi..hem sular çekildi hem insanlar..Kimse kalmadı ki köyde..Onun için bir bir kapandı değirmelnler”

 

 

Ve derken  bahsettiği ve şimdi yıkık dökük bir virane haline gelmiş olan su değirmeninin yanına varıyoruz...Arkları boş , suyu kesik  mahzun mu mahzun bir değirmen.Köyün  kahır dolu yükü omuzlarında saklı  sanki bu değirmenin.Arif Amca gibi  hüzünlü ve onun kadar  yıkılmış.Bir garip hava  hissettim orda.Bir an kendi sonum geldi aklıma.Bizler de bir zaman bu değirmen  misali suyu akmaz, kimsesi kalmamış, bir köşede  unutulmuş mu olacağız yoksa?

Yukarı çıkıyorum..Suyun geldiği  ama şimdi suların kesik olduğu ağaçtan  oyularak yapılmış olan arka bakıyorum.Kurumuş yapraklar dolmuş içine.Böğürtlen dikenleri  her tarafını sarmış.Yer yer yıkılmış.

 

 

 

Ve sonra aşağıya doğru bakıyorum.Değirmen ve yanında eşek ve katırların bağlandığı  bölüm görülüyordu.Ama çatısı tamamen göçmüş, içinde değirmen taşları kalmış,o  yılların ekmek teknesi şimdi bir taş yığınına dönmüş gibiydi.

Arif Amca

 “Zamanla çok ekmeğini yedik buranın” diyor. “Ama şimdi?..” deyip kalıyor.

Evet şimdisi belli..Şimdi her şey eskide kaldı.Söyleyecek söz bulamıyorum.Sadece iç geçiriyorum.

 

Ordan batıya doğru yürümeye decvam ediyoruz..Sararmış ağaçlar latından geçrekn  dağdan mnatar toplamaktan gelen bu  küçük ile karşılaşıyrum..Ve orada öğreniyorum.:Hani demiştim ya hiç kimse yok diye..Meğer herkes mantara gitmiş..bundan önceki bir yazımda da az çok hikayesine değindiyiğim kanlıca mantarından bahsediyorum..Bu yöre gerçekten çok seviyor onu..Bildiğiniz gibi değil.

 

 

 

Neyse işte bu sarı sarı ağaçlar altından ve bu güzel yoldan geçerrrek  nihayet değirmenin yanına varıyoruz.Kocamna bir meşe ağaçı yanında küçük bir kulübe ..Oysa ben çok daha farklı bir değirmenle karşılaşacağımı umuyordum:Ancak böylesi daha iyi oldu..Tam da  o eski Türk filmlerinde gördüğümüz  değirmenler gibiydi..Değirmeninin  yapılışı çok basitti.Yüksekten düşen suyun çevirdiği bir çark ve ona bağlı olan  bir değirmen taşı..İşte bu kadar.Eğiliyorum suyun döndürdüğü çarka bakıyorum.temel maddesi odun..Zaten yan tarafta eski bir tane de duruyor.Suyun şiddetini artırmak için oluğun uçunun  daraltıldığı  dikkatimi çekiyor..Bu çok akıllıca..Ve eğimi de 45 derece..Yani çarkı döndürecek en iyi açı..Tüm bunlar   göz kararı çalışan usta ellerin işi.Su çarkının ortasından yukarı çıkan bir ona on kalas var..Onun ucunda da  değirmen taşı.Değirmen taşı her halde bir 100 kg ağırlığında vardır..ordaki kaba ölçmelerime göre kalınlığı 20 santimetre ve çapı da  bir 80 santimetre kadardı.Bu da o taşın 100 kg  ağırlığında olduğunu ortaya çıkarıyor:Ve bu değirmen taşı   oyularak ve yontularak tamamen el emeği ile yapılmıştı.İşte o su bu taşı çeviriyordu.O suyun şiddetini kuvvetini de artık varın sizi düşünün.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Değirmenin  içinden çıkıp yukarı, oraya gelen suyun geçtiği arka bakmaya gidiyorum..Su az.Ark tam oalrak dolmamış bile.Ama yine de  umut olmaya devam ediyor..Umtu..Umuta akış..Ekmek yapmaya akış..Ekmek yapmak için gelenleri umutu..değirmende öğütürüz de kemek yaparız..işte  köylünün tek umudu , en büyük umudu bu..Değirmenin taşı dönüyorsa ekmek var dmeektir bir nevi..O taş durduysa  bu köyden gitme vaktinin geldiğini gösteir..Ve değimen taşların durmasın..Şu arkların suyu azalmasın..Çalmasınlar bu suları  mermer fabrikaları.Su olmazsa dönmez bu  değirmen taşları..Dönmezse değirmen taşları  ne yapar bu köyün insanları..Evet su ağaçtan oyulmuş arklardan geçerek yaklaşık 45 derce açıyla 15-20 metreden demir bir borunun içinden değirmen  taşı çarkına  düşüyor..Ve  o da ümit oluyor  bu köye..

 

 

 

 

 

 

Bu değirmen de artık son günlerini yaşıyor..Tavanı delinmiş, yer yer yıkılmış.Kapısı  çok nadir açılır olmuş.Koca meşe ağaçının altında öylece mahzun mahzun duruyordu.Kuzina sobaların altına kıvrılıp uyuyan kedi misali...Bu küçük değirmene o gözle bakıyorum..V e Arif amcayla onu fotoğraflıyorum..O ikisi bir birine çok benziyor..O ikisi birbirinin dilini çok iyi biliyor..O ikisi bu köyün geçmişi ve bugünü..Ahh ah..


Evet ayrılıyoruz ordan..Kafamı kaldırıp  yukarılara bakıyorum..Kayalar düştü düşecek gibi duyor.Arif amcaya onu soruyorum hiç yıkılmadı mı bu kayalarda..”Yıkılmaz olur mu” diyor..ve beni   yıkılarak taa köye kadar ulaşmş kayanın yanına götürüyor..Allahtan ağaçlar var..Yoksa Allah korusun  burada köy möy kalmaz.

 

 

Arif amca ve  burada karşılştığımız insanlar gerçektne çok cömert insanlar..ayrıca bir o kdar da sevecen, sıcak kanlı ve  tertemiz..Bzileri öyle  sarıp sarmaldılar ki..Ellerindeki mantarların en isini mi vermediler..Dalda kalan çıtır gibi elmalar mı ikram etmediler..Ve  incir, ceviz vs ..İşte Anadolu insanı..İşte karaeniz insanı..eli  bol  yüzü güleç..yüreği tertemiz insanları..Biz de onları çok sevdik..İstanbuldaki  çoluğuna çocuğuna selam  gönderen Arif amcayı  çok sevdik..Yaşlı teyzeyi ve diğerlerini de ço sevdik..Ve artık  Kemerbahçeyi bir daha ziyaret edeceğimiz dostlarımız oldu orda..

 

NOT : Bu Yazı Dizisi  www.sabahyeli.com Sitesinden Alıntııdır. Bu Güzel Çalışmayaı hazırlayan Sefer BAHADIR 'a Teşşekkürlerimizi Sunarız.

 

Yorumlar 

 
#6 MURAT 01-07-2018 15:45
BU DEĞİRMEN HALA YAŞIYOR VE FAAL DURUMD[censored]R BİR YÜZYIL DAHA OLDUĞU GİBİ KALMAYA DEVAM EDECEKTİR. BİZ DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ.
 
 
#5 28-04-2011 14:56
ÇOK İYİ
 
 
#4 11-08-2009 20:24
resimler çok güzel çıkmış bizim köyümüz gibi yok :roll: :roll: :roll: :roll:
 
 
#3 30-07-2009 17:31
ah eski günler nerede o sammiyetler nerede abdurrahman kahriman8)
 
 
#2 12-07-2009 17:56
hocam çok güzel yorumlamışın eski çınarlar yok olmuş.?yerler aynı degişen sadece nesiller heygidi memleketim.tüm kemerbahçelilere selamlar.
 
 
#1 19-05-2009 21:53
HEYGİDİ ESKİ GÜNLER
 

Yorum ekle

Yorumların hukuki sorumluluğu yazan kişiye ait olup www.duragan.com.tr ve
yöneticileri sorumlu tutulamaz. www.duragan.com.tr yöneticileri gerektiğinde
yorum yazarlarının IP numaralarını ve kişisel bilgilerini yetkili makamlara verebilir.
Siteye yorum yazan ziyaretçiler bu kuralları kabul etmiş sayılırlar.

Güvenlik kodu
Yenile